Öyle bir seyir defteri…

Zamane dizileri

19 Aralık 2006 Salı, 15:59 | Film / TV

Bir dizi manyaklığı beni almış götürüyor son aylarda. Televizyon açmaz, sinemaya gitmez, film seyretmez oldum. Hele Eylül’in gelmesi ve sezon dizilerinin başlaması ile bu tavan yaptı. Şimdi yılbaşı tatiline girdi Amerika tayfası, ben de bu arada izlediğim diziler hakkındaki saygıdeğer yorumlarımı klavyeye alayım dedim, unuttuklarım affola :

  • 24 : Seviyorum işteee, vaaaar mı diyeceğin… Zaman takıntılı bir insan olarak, zamana karşı temposu hiç düşmeyen film/dizilere karşı bir zaafım var (bkz Speed). 6. sezonu yakın başlayacak. Evet bazı hamleler tekrarlayabiliyor; bazıları kabak tadı verebiliyor ama hala hızlı, hala beni sürüklüyor.
  • 4400 : Fikir güzel olmasına karşın 3 sezonda hikaye bir arpa yolu boy katedemedi. Çook ağır tempoda ilerliyor, böyle çekeceklerse yılda 40-50 bölüm yayınlamaları lazımdı. Veri over-rated.
  • Bleach : Düzenli izlediğim tek anime. Diğerlerini beğenmediğimden değil, kötü yola henüz düşmediğimden :), şimdilik bir tanesi bile yetiyor. Ağır ilerleyen diziler serisinden bu da. İyi tarafı her hafta bir bölümü yayınlanıyor, öyle birkaç hafta ara vermeler, sezon ortası/sonu tatili, vs gibi durumlar yok. Yemeyip içmeyip çiziyorlar. Hikayesi yavaş ilerleyen dizi yapacaksan böyle olmalı valla. Leblebi çekirdek gibi izleniyor.
  • Brothers and Sisters : Bol kardeşli bir Amerikan ailesinin yaşantısını anlatıyor. Farklı politik fikirlere sahip aile üyelerinin çatışması. Ailenin annesini oynayan Sally Field başarılı bir seçim olmuş. En bi tanıdık yüz, Ally McBeal rolünden tanıdığımız Calista Flockhart, neredeyse aynı tipte birini oynuyor. Ama dizide dominant değil, o nedenle baymıyor. Ahım şahım bir dizi değil ama boş vaktiniz varsa, hoşunuza gidebilir.
  • Desperate Housewives : Sıkılırım diye düşünüyordum, Susan’ın başarılı ama bir o kadar da kıl edici karakterine rağmen 3. sezonun ortasına geldik hala sıkılmadım. Komediye gelişen bir hikaye ve hafif polisiye unsurlar da katarak değişik bir tat yakalamışlar. Dizinin lokomotifi Lynette diye düşünüyorum, o kadar başarılı oynuyor ki. Bree neredeyse kusursuz, oynayan teyzeyi Melrose Place’te de severdim zaten.
  • Dexter : Sezonun en orjinal dizisi. Dizi adli tıpta delil analisti olarak çalışan ve aynı zamanda bir seri katil olan Dexter üzerine kurulu. Dexter suç mahalline geldiğinde (sanki cennete düşmüş gibi) eğlenceli müzikler çalması gibi harika ayrıntılar var. Güzel bir dizi olmasına karşın, yeterli izleyici kitlesi toplayamayacağından korkuyordum; şimdiden ikinci sezon için anlaşma yapılmış.
  • ER : 12 sene geçti, dizinin başlangıçta üzerine kurulduğu yer alan tüm karakterler diziden ayrılmasına karşın hala ayakta kalmayı başaran kaç pembe olmayan dizi var acaba… Yani Yalan Rüzgarı’nda bile Kathryn hala oynuyor (valla ölmemiş hala). İlk sezonlardaki dostluk havası yok, daha “iş” gibi ama yine de sistemi oturtmuş durumdalar. Şu bir gerçek ki yeni karakter çizmekte çok başarılılar, gelip geçen ve oturmamış o kadar az karakter var ki. İnsanlar izlemeye devam ederse, sonsuza kadar devam edebilirler gibi geliyor.
  • Eureka : Başarısız uygulanan harika fikirler #5781243875284. Genç dahilerin yaşadığı ve büyüdüğü gizli bir “bilim” kasabası. Kaldırımlara acayip denklemler falan yazıyorlar. Reklamı böyleydi. Enfes bir bilim kurgu dizisi geliyor diye düşünmüştüm, yalan oldu. Dahi kısmı gitti, sıkıcı yetişkinlerin kendi aralarında ilişkilerine boğulup baygınlık geçirtti. Sci-fi kanalının yaz döneminde en çok izlenen dizisi olmuş, ikinci sezonu çekilecekmiş, vah vah diyor ve kendisinden uzaklaşıyorum.
  • Grey’s Anatomy : Hastane dizisi diil pembe dizi. ER neydi diyeceksiniz, bu ondan da pembe dizi. ER’la Scrubs’ı karmaya çalışmışlar, olmamış. Arada denk geldim mi Digitürk’te seyrediyorum, vakit öldürmek istiyorsanız olabilir ama onun dışında ı-ıh.
  • Heroes : Kısaca özetlemek gerekirse 4400’ün olmuşu. 4400’ün 3 yılda beceremediğini birkaç bölümde halletti. Yapamayının dizisini yaparlar. Seviyoruz.
  • How I Met Your Mother : Son zamanlarda izlediğim en keyifli komedi (pek fazla komedi dizisi izlemememin de etkisi var tabii). Cinsel ilişkiler üzerine zekice komedileri seviyorum. İşte güncel bir tanesi, 30’larına yaklaşan ya da accık geçmiş olan beş kişiyi konu alıyor. Ted’i bildin mi?
  • House : Digitürk’te şans eseri “Three Stories” bölümünü izlediğimden beri seviyorum, aşığım (bkz geçen yıl bu zamanlar).
  • IT Crowd : Sonunda bilgisayar sektörü üzerine bir dizi yapmalarına sevinmiş olsam da, beklediğim kadar iyi değildi. Komedi olsun diye katılan aptallık bazlı espriler beni çok bayıyor. Senaryoyu dolu dolu yapsalar, bilgisayar dünyasının kendisi komedi zaten.
  • Jericho : Amerikalıların “anam bizi teröristler basacak” korkusundan beslenen vasat bir dizi. Böyle bir dizi onlara uzun zamandır lazımdı da, uygulamasını pek beğenmedim.
  • Kyle XY : Kaygısızca izlenebilen eğlencelik bir “aile” bilimkurgu dizisi. Yaz döneminin hoş sürpriziydi, 10 bölümde tadı damağımda kaldı; neyse ki bir sonraki sezon için anlaşmışlar.
  • Las Vegas : Cnbc-e’de gördüğümde güzel kızlar gösterip durduğu için Sahil Güvenlik ile aynı kefeye koyup ciddiye almamıştım. Polisiye dizi yapacağız ama sıkıcı olmasın, kumarhane çevresinde dönsün, güzel kızlar da olsun demişler; kıvamı güzel olmuş. James Caan’ı sevmememe, dizide en bi beğendiğim teyzeye önce iğrenç bir saç modeli yapıp sonra da şutlamalarına rağmen beğeniyle izliyorum kendilerini.
  • Lost : Bkz 4400. Bir dizi bu kadar mı ağır ilerler kardeşim. Arka arkaya leblebi çekirdek gibi izlenince güzel de, her hafta tek tek bölümleri izleyince o kadar sıkıcı ki. Şu ana kadar 50 bölümde çektiklerini 10-15 bölümde anlatabilirlerdi, çok da güzel olurdu. Veri veri over-rated.
  • Medium : Disq‘in deyimiyle “kız dizisi”. Doğaüstü muhabbetleri genelde beni bayar ama Medium’u birkaç bölümü dışında keyifle seyredebiliyorum. İşin polisiye kısmından çok “saykik” teyzenin özel durumu nedeniyle kendi aile içi gelişmeleri/çatışmaları daha çok hoşuma gidiyor. Harika bir koca ve acayip şirin bir ortanca kız var. Büyük ve küçük olan kızlar da plase.
  • My Name Is Earl : Jason Lee’yi ailecek seviyoruz. Kevin Smith filmlerinde doyamamıştık, bıyıklı orta yaşlı hali ayrı bir güzel olmuş. Eh, dizinin kendisi de boş değil.
  • Nine : Bir banka soygunu sırasında 52 saat beraber rehin kalan dokuz kişinin, soygun sonrasında birbirlerine bağlanmaları ve soygunun hayatlarında yaptığı değişiklikleri konu alıyor. Bölümler ilerledikçe bir taraftan soygun sonrasında olanları yaşıyoruz, bir taraftan da geriye dönüşlerle soygun sırasında ne olduğunu öğreniyoruz. İlgimi pek çekmişti valla. Ne yazık ki diğer seyirciler benimle aynı fikirde olmamış, yayınlandığı saatte yeterli izlenme oranını yakalayamadığından yılbaşı sonrası tekrar yayınlanmak üzere rafa kalktı.
  • Prison Break : İlk sezonunu bayılarak seyretmiştim, ikincisi de her hafta beni ekrana bağlıyor. Dinotopia‘nın bebek yüzü o kadar güzel gitmiş ki rolüne. T-Bag ayrı bir boylam. Sara teyzeyi de seviyoruz tabii. Tempolu ve hızlı dizileri sevdiğimi söylemiş miydim? :)
  • Runaway : 3 bölümü yayınlanıp iptal oldu. Konuyu beğenmiştim, baba haksız yere suçlanınca aile olarak kaçıyorlar ve kaçak olarak yaşamaya başlıyorlar. Senaryosu nasıl gidecekti bilmiyorum ama hani daha kötü diziler vardı yayınlanan. Biraz daha popüler oyuncular seçmeliydiler belki reytingler için.
  • Six Degrees : “Dünya ne kadar küçük” yaklaşımı çerçevesinde 6 kişinin birbirlerinin hayatlarını etkilemesini ele alan bir dizi. Dışarıdan ambalajı iyiydi, büyük umutlar bağlamıştım, içi beklediğim kadar iyi çıkmadı. Yine de fena gitmiyordu. Nine gibi reyting kurbanı oldu, yılbaşı sonrası geri dönecek.
  • Stargate SG-1 : 7. sezonun sonunda bitmeliydi :). Sezonun bitişi çok görkemliydi, tekrar diriltmeye kasmamalıydılar. Tası tarağı toplar Atlantis ekibine mi katılırlar, Atlantis gibi başka bir artçı bir deprem mi yaratırlardı bilmiyorum. 8. sezon kötüydü, Tealc saç bırakmamalıydı (indeed). Ama 9. sezonla başlayan yenilenme hareketi başarılıydı. Ori fikri kötü değildi, Gould’ların yaratttığı boşluğu birilerinin doldurması gerekiyordu. Farscape’ten apartılan Vala ve Mitchell karakterleri, Beau Bridges, Andromeda’dan gelen Lexa Doig, hepsi oturdu rollerine yine. Ama bir türlü dizinin mayası olmadı. Sanırım Stargate ekibine aynı anda iki diziye bölüm yazmak fazla geldi. Yine de 11. sezonu çekseler, izlerim elbet :)
  • Stargate Atlantis : Stargate serisinin SG1’den sonra kötü olmayan bir artçı deprem. Çok bir yenilik getirmiyor, Stargate dünyasını seviyorsanız izleniyor. SG1’in 7. sezonunun sonundaki sarışın Elizabeth Weir‘i pek beğenmiştim, yeni sezona anlaşamadılar herhalde, yazık oldu. Yenisi oynarken farklı bir karakter oldu sanki. Dizide vazgeçemediğim, ağzımın suyunu akıtan tek karakter var –> Ronan Dex. Harcanıyor valla dizide, bence ayrı dizi çeksinler ona Ronan diye, harika olur.
  • Windfall : İlk duyduğumda fikir hoşuma gitmişti. Bir grup arkadaşın topluca piyangoyu kazanması (aralarından biri diil, hepsi) ve bunun hayatlarını değiştirmesi. Hatta derinlemesine piskolocik dokundurmalar falan da bekliyordum. Çeşitli dizi/filmlerden tanıdık bir sürü tipi görünce heyecan da sardı. Güzel gibi başlayan bir-iki bölümden sonra pembe diziye çevirmeye yöneldiler, hayal kırıklığı ve muz kabuğuna dönüştü.

Her diziye tek tek bağ koymakla uğraşmadım, Wikipedia ve Epguides dostunuzdur.

  1. “Zamane dizileri” İçin Yapılan 1 Yorum

  2. lars 15 Mart 2007 Perşembe günü dedi ki :

    Lost’u iyi algılamadığını düşünüyorum. Hayır hatta eminim buna! Lost konusunda saçmaladıktan sonra Desperate Housewives seviyorum diyen birinini kaale alınmaması gerekir zaten…

Bir Yorum Yazın