Öyle bir seyir defteri…

Titreten koç

25 Kasım 2005 Cuma, 13:10 | Memat

Ramazan bayramı çılgınlığında yaşadığım Kamil Koç yolculuklarını yazma fırsatı yeni yeni buluyorum. Bayrama birkaç gün kala fikir değiştirip bileti bir gün önceye almaya gittik. Fortuna araçlarından ek sefer koymuşlar, çok rahat yer bulduk. Hatta o bayram karmaşasında otobüsün yarısı boştu diyeyim anlayın. Zaten bu “ek” seferleri niye daha erken koymazlar ancak son dakikada gelenlerin işine yarar anlamam. Dönüş için şansımı Nilüfer’de denedim, hiç boş yer yoktu — napiim sona kalan dona kalır dedim ve Kamil Koç’un standart araçlarından birine gece 02:30 arabasına aldım.

Saat 02:00’de kalkması gereken servis 02:10’da kalktı ama zaten Kamil Koç’un terminali Nilüfer’in Kartal’ı gibi çooook uzak bir yerde olmayıp Ataşehir’de olduğu için rahatlıkla yetiştik. Şaşkın düşüncelerimin arasında otobüs tam 02:29’da terminale girdi. Bayram trafiği aksaklığı falan beklenir, ama cık. Nilüfer’de İstanbul’dan binerken, araçların karşıdan kalkarak gelip köprü trafiğine takılarak geç gelmelerinden son dönemde çok dertliydim.

Koyulduk yola… Klasik bir şehirlerarası otobüs, bas bas kaloriferi leylaaya şeklinde fırına çevirmişler. Hazırlıklı bendeniz, kafamda çınlayan “dınınt dıntıdın” ezgileri eşliğinde soyunarak kısa kollu bir tişörtle oturdum koltuğa. Çok geçmeden de uykuya daldım.

Üşüyerek uyandığımda gün aydınlanmıştı. Esinti yiyordum sıkı biçimde. Elimi enseme attım terlemiş durumdaydım. Kendi havalandırma aparatımı kontrol ettim, tık yok. Çevre koltuklardakiler üzerlerini bir şekilde örtmeye çalışmış, bir taraftan da söyleniyorlardı. Sonunda buldum, tepede koridorun tavanında genel bir havalandırma yeri vardı, otobüsün tüm havalandırması oradan sağlanıyordu. Sonunda dayanamayarak orta kapının oradaki muavin çağırma düğmesini yaktım. Birkaç saniye içinde esinti kesildi (şoföre jeton düştü herhalde).

Böyle bir saldırıdan kaçmanın yolu var mıydı diye otobüsün geri kalanını inceledim. Tepedeki genel havalandırma orta kapının birkaç koltuk arkasından başlayarak arka dörtlüye kadar gidiyor. Eh, orta kapı civarı zaten orta kapı saldırısına[1] açık bir yer. Daha ön taraflar ise zaten kaptan saldırısı[2] nedeniyle uzak durulması gereken bölgeler. Havalandırma kısmını bula bula otobüste tek yaşanabilir yere koyarak beni kalbimden vurdular.

Sıcaklık otobüslerde genel bir sıkıntı. Aynı ısı bazılarına çok sıcak, bazılarına çok soğuk geliyor. Ama en kötüsü sıcaklığın çok değişmesi. Sıcaktan terleyerek uyuduktan sonra üşüyerek uyanmak hasta olmaya davetiye gibi. Otobüslerde anlamsız anlamsız bir sürü “kurumsal” standart getirmeyi çok seviyorlar, keşke sıcaklığı (da) standartlaştırsalar, otobüsün sıcaklığı belirli bir derecede otomatik tutulsa. Biz de kendimizi ona göre ayarlayabilsek.

[1] Orta kapı saldırısı : Otobüs mola yerinde durduğunda orta kapının açılması ve açık bırakılması nedeniyle orta kapı civarında mola yerine inmeyip uyumaya devam eden insanların dışarıdan gelen esintiler nedeniyle donması. Hatta bunu “kurumsal” hale getiren güzide firmalar da var. Bir Varan yolculuğunda buna maruz kaldığımda, inmiş ve muavini bulmuş ancak tüm ısrarlarıma karşın orta kapıyı kapattıramamıştım. “Kurumsal standart”larının bu olduğunu belirten Varan yetkilisi, orta kapıdan esinti nedeniyle üşüdüğümü belirttiğimde kaloriferi açmayı teklif etmişti. Oh ne ala… yandan esinti alttan kalorifer saldırısı, insanı hasta etmek için birebir — her şey Varan’ın standartları için!

[2] Kaptan saldırısı : Kaptanın aracı süren kişi olarak özel bir konuma sahip olmasından kaynaklanır. Camını açarak sigara içme ve yol boyunca kendine özel müzik dinleme olanaklarına sahiptir (kulaklık takamayacağından). Kaptanın yakınındaki 3-4 sıra koltuk da bu ayrıcalıklardan zorunlu olarak yararlanır. Sigara dumanı ve açık camdan esinti gelir, tüm yolculuk boyunca şoförün seçimlerine göre müzik dinlenir.

Bir Yorum Yazın