Öyle bir seyir defteri…

Pardus dağıtımı bitti, yeni bir dağıtım başlıyor

01 Temmuz 2012 Pazar, 22:13 | Gezegen, Pardus

Önce uzuun yazıları okumayı sevmeyenler için sonucu yazayım. Çünkü detaylı ve uzun bir yazı olacağa benziyor (bunu ben diyorsam anlayın :)). Cuma günü Pardus Danışma (aslında Çalışma imiş) Kurulu’nun ilk toplantısındaydım. TÜBİTAK, Uludağ/Pardus Projesi kapsamında 2003 sonundan bugüne kadar yapılan çalışmaları “ismi” dışında bir kenara koyup; sıfırdan Debian’ı temel alarak bir dağıtım hazırlıyor.

Şimdi buraya nasıl geldik bir bakalım…

TÜBİTAK’taki yeniden yapılanma süreci içinde Ekim 2011’den itibaren, Pardus Projesi içinde çalışan personel teker teker ayrılmaya başladı. Bazıları nedenlerini yazdı, bazıları yazmadı, çoğu kendi isteğiyle ayrılırken, bazıları zorlandı. Pardus’un açık gelişimi hızla yavaşladı ve sonra da tamamen durdu. Aralık aylarında TÜBİTAK “napsam bu Pardus’u” düşünceleri içinde topluluktan insanları da içine alan bir toplantı yapmaya karar verdi, uygulamaya geçip bu “çalıştayı” yapması Mart sonunu buldu. O zamana kadar bir elin parmaklarını az geçer sayıda personel kaldı.

Çalıştayla ilgili ayrıntılı bir günlük yazmıştım, detaya girmeden özetlersem, toplantı sonunda projenin devredileceği öngörülen Ulakbim’i temsilen gelen, enstitünün başkanı Ahmet Kaplan iyi niyetinden şüphe ettirecek neredeyse hiçbir davranışta bulunmadığı için toplantıdan çıkan hemen herkesin fikri “dur bir bekleyelim, şans verelim” olmuştu. Çalıştayda TÜBİTAK’ın bünyesinde *resmi* bir “danışma kurulu” oluşturulması ve bu kurul üyelerinin çoğunluğunun topluluktan gelmesinde hemfikir olunmuştu. Çalıştay sırasında en yoğun tartışılan konulardan biri, “niye sıfırdan dağıtım yapılıyor, Debian temel alınsın, ooo onbinlerce paketi var zaten” idi. Katılan 35 kadar kişinin 5-6’sı bu Debian’ı savunurken, kalanlar ise 7. yılındaki bir projenin kendi ürettiklerini öncelikle değerlendirmesi gerektiğini belirtmişti.

Biz bu danışma kurulunun kurulmasını beklerken, bir 3 ay daha geçti. İlk başta Nisan ortasında kurulur denmişti, Haziran sonunda ilk kez toplantıya çağrılıp toplantıya geldiğimizde ise kurulun halen resmen kurulmadığını, daha TÜBİTAK’ın Bilim Kurulu’na sunulacağını öğrendik. Kamudaki zaman akışı ile hayatımızdaki zaman akışı arasındaki o büyücek farkı tekrar hatırladık. Geçen zaman diliminde, Ahmet Kaplan projenin başına nihayet yeni bir yönetici atamıştı: Abdullah Erol (yanılmıyorsam 3-4 hafta kadar oldu).

Cuma günü yapılan toplantıya katılacak danışma kurulunun üyeleri şu şekilde belirlendi:
1) Ahmet Kaplan (TÜBİTAK): TÜBİTAK kendi atadı.
2) Abdullah Erol (TÜBİTAK Geliştirici Temsilcisi): TÜBİTAK kendi atadı.
3) Doruk Fişek (Göç ortağı temsilcisi / Özgür Yazılım A.Ş.): Pardus’un web sitesinde listeli, “bilinen” 8 göç ortağı ile bağlantıya geçildi, tek adaydı, 4 firma destekledi, kalan 4’ü oy vermedi/ulaşılamadı.
4) Sezai Yeniay (Topluluk Kullanıcı Temsilcisi): Pardus e-posta listeleri, ozgurlukicin forumları ve pardus-linux.org forumlarında yapılan çağrı sonucunda oylamayla seçildi.
5) Necdet Yücel (Üniversite Temsilcisi): Çalıştaya katılan üniversite temsilcileri ile bağlantıya geçildi, tüm üniversitelerin üye olduğu Ulak-y listesine çağrı yapıldı. Tek aday olarak otomatik seçildi.
6) Abdullah Arslan (Kamu Kurumları Temsilcisi / MSB): Nasıl seçildiği konusunda bilgim yok.
7) Mustafa Akgül (STK Temsilcisi): LKD, INETD, Pardus Kullanıcıları Derneği, Alternatif Bilişim Derneği, EMO ve TBD’nin desteği ile seçildi. İkinci bir aday yoktu.
8) Boş (Topluluktan Geliştirici Temsilcisi)

Aslen çalıştay sırasında tek bir geliştirici temsilcisi olması ve çalışan/gönüllü ayrımı yapılmadan ortak seçilmesi gündemdeyken, Necdet Yücel’in etinden et koparılırcasına çırpınışı ile ek bir topluluktan geliştirici temsilcisine de yer verilmesi kabul edilmişti. Ben kendi adıma efektif olarak TÜBİTAK’a 3 oy vermesi nedeniyle bunu tercih etmek istememiştim (eşitlik durumunda kararı TÜBİTAK veriyor).

Bu ek 8. koltuk için TÜBİTAK, Cahit Cavit Vural’ı çağırmış toplantıya. Kendisini Debian temelli Magma Linux projesinden ve K9 Ticari Paketi’nden hatırlayabilirsiniz. Haftabaşında da toplantı çağrısını aldığımızda, bu durumu TÜBİTAK’a sormuş, kendisinin TÜBİTAK’ın kendi geliştirici temsilcisi olabileceğini; ancak topluluğun kendi temsilcisini kendi seçmesi gerektiğini belirtmiştik (ben ve Sezai Yeniay). TÜBİTAK tarafından bu konuda bir yanıt gelmemişti.

Bu sırada pardus-linux.org forumlarda duyurarak alelacele bir geliştirici temsilcisi seçimi yaptı, 45 kişinin oyu ile Erdinç Gültekin seçildi. Seçim şeklini eleştirenler de oldu (açık açık yazmadıysam da, ben de eleştirilere paralel düşünmüştüm).

Toplantıya geldiğimizde ilk sorgulanan doğal olarak bu 8. koltuğun durumu oldu. Ahmet Kaplan, bu işi hobi olarak yapmayan, ekmeğini bu işten kazanan, deneyimli birisini orada görmek istediğini belirtti. Ben de bu tanımın bir “çözüm ortağı”na karşılık geldiğini, “topluluktan geliştirici” yerinin tam olarak da istemedikleri tanım olan, bu işi bir hobi olarak yapan kitlenin temsili olduğunu belirttim. Daha da önemlisi bu kişinin topluluk tarafından seçilmesinin zorunluluk olduğu, TÜBİTAK tarafından atanamayacağını söyledik. Ahmet Kaplan, Erdinç Gültekin’in seçiminin pek demokratik olmadığını belirtti. Haklı olabileceğini ancak bu durumda o koltuğun boş kalmasının gerektiğini belirttik. Bir alternatif olarak 9 kişiye çıkmamızı, Abdullah Erol’un “geliştirici” değil “proje yöneticisi” sıfatıyla masada yer almasını, Cahit Cavit Vural’ın “TÜBİTAK geliştiricisi” olarak toplantıda yer almasını önerdim. Ancak Ahmet Kaplan sonuçta o koltuğun boş kalmasına karar verdi. Cahit Cavit Vural masadan kalkarak, izleyici koltuklarına yerleşti.

Toplantının izleyici koltuklarında tek o yoktu, 3 kişi daha vardı. Biri topluluk tarafından geliştirici olarak seçilen Erdinç Gültekin, diğeri TBD’yi temsilen gelen Türker Gülüm ve Pardus Kullanıcıları Derneği’ni temsilen gelen Nihad Karslı. Ancak tek bir STK temsilcisi olabildiği için onlar toplantıyı (çoğunlukla) izlemekle yetindiler.

Danışma kurulu katılımcıları netleştikten sonra, Ahmet Kaplan bize geçen 3 ayda TÜBİTAK tarafındaki gelişmeleri özetledi, sorularımızla daha net bilgi aldık:

1) Türkiye genelinde okullarda kullanılacak akıllı tahtaların ilk etap 85000 tanesine Windows’un yanına “Pardus” da yüklendi (toplam tahta sayısı 620000+). Bir-iki gün önce topluluğa da yayılan bilgileri doğruladı, aslında tahtalara kurulan Debian, yalnızca üzerindeki logolar Pardus olarak değişmiş durumda. Pardus’ta akıllı tahtaları çalıştıramadıklarını, Debian’da çalıştırabildikleri için, zaman da daraldığından “zorunlu olarak” Debian kurduklarını belirtti.

2) Milli Savunma Bakanlığı ile sözleşmelerini Perşembe günü itibarıyla imzalamışlar. 6 hafta içerisinde son halini verecekleri “Pardus Kurumsal 3″ü kurum geneline kurmuş olacaklar. Bu sürüm de üzerlerinde Pardus logoları olan Debian’lar olacak. Yine zaman darlığı ve zorunluluktan böyle yaptıklarını belirttiler. Kurum ihtiyacını karşılamak için anlaştıkları bir çözüm ortağına, merkezi yönetim aracı olan “Lider/Ahenk” ikilisini hazırlatıyorlar.

3) Çeşitli kamu kurumlarından somut talepler olduğunu (kurum adları verildi ancak aklımda tutamadım) da belirttiler.

Elbette bu gelişmeler, özellikle geçen 3 ayda hiçbir biçimde toplululuğa bilgi akışı ya da fikir sorulma olmadan gerçekleştiği için danışma (çalışma) kurulunun onlarca sorusuyla karşılaştı. Bu sırada Ahmet Kaplan, bakanın çağırması nedeniyle özür dileyerek toplantıdan ayrılmak zorunda kaldı. Soruların yanıtlarını Abdullah Erol tek başına vermek durumunda kaldı, kendisi için belki de büyük bir şanssızlık oldu.

Şartnameleri gereği, Vestel’in MEB’in tahtalarına hem Windows hem Pardus yüklemesi gerekiyordu. Ancak Vestel, Pardus’la tahtayı çalıştıramadığı için TÜBİTAK’a başvurarak yardım istemiş. TÜBİTAK da kendi elemanları ile çözemediği sorun için bir firmadan yardım istemiş (mevcut çözüm ortakları dışında bir firma). Firma da, Pardus’la çalıştıramadığını ancak Debian’la çalıştırabildiğini belirtmiş. Debian logoları Pardus olarak değiştirilerek tahtalara yüklenmiş. Abdullah Erol, MSB Projesi’nin de yine zaman kısıtından dolayı bu şekilde gerçekleştirileceğini, bu saatten sonra da Debian kararından vazgeçilmesinin fizibl olmayacağını belirtti. Ancak Pardus’tan işe yarar teknolojilerin yeni dağıtıma aktarılacağını söyledi.

Abdullah Erol’un Debian seçimi için öne sürdüğü iki neden daha vardı:
1) Ooo Debian’ın 30-40 bin paketi var. Pisi’nin 5 bin civarlarında.
2) Piyasada Debian’dan anlayan bir sürü firma var, destek bulabiliyoruz.

Şimdi bu noktada iki seçeneğim(iz) vardı. Ya söylenenleri doğru kabul edip hareket etmek ya da çeşitli bahaneler öne sürülerek kandırılmaya çalışıldığımızı düşünmek. Ben kendi adıma, bir insanın sözüne (aksi bir neden yoksa) öntanımlı olarak güvenmeyi tercih ederim. O nedenle yukarıda anlatılan öykünün doğru olduğunu düşünerek hareket ettim.

Topluluğun çeşitli yerlerinden gelen hepimiz güya çenemizi tutar bir halde konuşmamıza karşın, “çok” konuştuk. Özellikle TÜBİTAK tarafında (kasıtlı ya da değil) bir dağıtım ile paket yönetim sistemi arasında ciddi bir kavram kargaşası var. Ben aklımda kaldığı kadarıyla satır başlarını ileteyim:

1) Bu danışma kurulu niye var o zaman? 3 aydır bizi toplamanızı bekliyoruz. Çoğumuz bağımsız olarak birebir temaslarda da bulundu. TÜBİTAK bizlere danışmayacaksa, bizler Pardus’a yön vermeyeceksek, burada sadece yapılan işleri onamak için mi varız? Bu danışma kurulunun pas geçilemeyeceği kadar önemli bir karar.

2) Defalarca “zorunda kalınmak” neden olarak gösterilmesine karşın, ortada zorunda kalınan bir durum yok. Tahtalarda sorun yaşandığında, ne Pardus’un mevcut çözüm ortağı firmalara başvurulmuş, ne üniversitelerden destek istenmiş, ne de STK’lardan yardım istenmiş. Her birinden birçok kişi ile de çalıştay sırasında birebir tanışılmasına da karşın. Bu sorunu çözebilecek kişiler özellikle safdışı bırakılmış. “Zorunluluk” değil ortada yapılmış bilinçli “tercih”ler ve kararlar var.

3) Bir Linux dağıtımında çalışan bir donanım sürücüsünü, başka bir Linux dağıtımında çalıştıramayan bir firma Linux işletim sisteminin yapısı konusunda teknik açıdan yeterli değildir. Bunun yöntemi bellidir, teknik olarak yapılabilirdir. “Bir dağıtımda çalışmıyor, o zaman formatlayalım öteki dağıtımı kuralım” yöntemi, e-posta listeleri/forumlarda sık görülen, genellikle teknik detayları bilmeyen ya da onlarla uğraşmak istemeyen “kullanıcıların” (işi bu olan bir profesyonelin değil) tercih ettiği bir yöntemdir.

4) Debian’da çalışan bir sürücüyü Pardus’a aktaramayanlar, Pardus’un 7 yıl içerisinde oluşturduğu birikimi de Debian’a aktarma konusunda yetersiz kalacaklardır. Pratikte bu gerçekleşmeyecektir.

5) İki gün sonra bir işi Debian’da yapamayıp, Redhat’te yapabildiğiniz zaman, “hadi Debian’ı atalım, Redhat’i temel alalım” mı diyeceksiniz?

6) Pardus, “Linux masaüstü”nü hedefleyen bir projeydi, bugün “tamam budur” diyeceğimiz bir masaüstü dağıtımı yok ki ortada hazır bir dağıtımı birebir alıp kullanabilesiniz. Yapmanız gereken birçok yenilik olacak. Gerçekten işletim sisteminin temeline ilişkin değişiklikler yapmanız gerektiğinde de Debian’ın o onbinlerce paketini de kullanamayacaksınız. Çünkü bu paketler ancak temel sistem aynı olduğu takdirde birebir kullanılabilirler. Sonuçta yine elinizde uğraşmanız gereken birçok paket olacak. Debian’ın bir sürü paketi var diye yaklaşmak yanlış bir argüman.

7) Piyasada gerçek anlamda Pardus desteği veren firma sayısının az olmasının nedeni, TÜBİTAK’ın kararsız tutumu, bu firmaların çoğunu da zarar ettirmesi. Kamu, Türkiye’deki bilişim sektörünün %40’ını oluşturuyor. Tutarlı ve düzenli bir biçimde “Ben bu konuda destek istiyorum, parasını da veriyorum” dediği noktada, birçok firma o alana yönelecektir.

8) Debian’ın paket sistemini kullanmakla, tamamen Debian kullanmak arasında fark var. Tek dert Pisi ile ise ve Debian’ın paket yönetim sisteminin teknik olarak çok daha üstün olduğuna karar verilirse, sadece paket yönetim sistemini almak da mümkün.

9) Pisi’nin ve hatta Pardus teknolojilerinin genelinin birçok eksiği mutlaka var. Bu masadaki herkes birçoğunu ortaya dökebilir. Ancak ciddi bir teknik analiz / karşılaştırma yapılmadan böylesine önemli bir karar verilmesi ciddi olmayan bir yaklaşım. İleride benzer kararların da aynı şekilde verilmesi çok baş ağrıtacaktır.

10) “Madem Debian’ı temel alan çalışmalar yürütüyorsunuz, niye bunları açık bir biçimde yapmıyorsunuz? Sürüm takip sistemi, iş takip sistemi ve benzeri araçlar niye duruyor?” diye sorduğumda gelen yanıt trajikomikti — “sunucu sorunumuz oldu, yoksa bir-iki hafta içinde yayınlayacağız”. Ahmet Kaplan oysa çalıştayda binlerce CPU’muz var, donanım gibi ufak sorunlar dert olur mu hiç demişti…

Konuşmaların belirli bir noktasında ortaya çıkan bir başka konu da, yeni dağıtımının odağının masaüstü olmayabileceği. Abdullah Erol’un ağzından “masaüstü de istiyoruz tabii” cümlesi çıktı. Buradaki “de” ifadesi aslında, önceliğin farklı bir alanda (ör: sunucu) olabileceğini düşündürüyor. Eğer öncelik sunucu olacaksa, farklı bir dağıtımı temel almak daha anlamlı hale gelebiliyor.

* * *

Neden bu kadar sorguladım peki? Çünkü çalıştayda sözü verilen, Pardus’un geleceğine yön vereceği belirtilen (ama önemli bir kararda devre dışı bırakılan) bir danışma kurulunun üyesi idim.

İşin komik tarafı, belki doğru düzgün bir teknik analiz yapılarak, doğru gerekçelerle bu karar masaya yatırılsaydı, bu kuruldan “ya evet, Pardus teknolojilerine devam etmek anlamsız. Başka bir dağıtımı temel alarak sıfırdan başlayalım” kararı zaten çıkabilirdi.

Toplantı sırasında tekrar tekrar danışma kurulunun görev kapsamı sorulduğunda gelen yanıt “burada karar vereceğiz” oldu. Bu noktada talep doğal olarak “tüm kararlarda” oldu. Abdullah Erol “ama kararlar bizim sözleşmelerimizi zor duruma sokarsa olmaz ki, söz veriyoruz sonuçta” dediği noktada ise danışma kurulunun tanımı şu şekilde değiştirildi: “TÜBİTAK’ın mevcut sözleşmeleriyle aykırı düşmeyen konularda karar alır.”.

Bu cümlenin etrafında herhalde en az bir yarım saat dans etmişizdir. Abdullah Erol, önce “bu kurulun ilk kararı olarak oybirliği, olmadı oyçokluğu ile Debian geçişini görmek istiyorum” dedi, doğal olarak hiçbirimiz bunu kabul etmedik. Danışma kurulunun önceden alınmış kararları onama yeri değil, kararları alma yeri olduğunu belirttik. Daha sonra Abdullah Erol’dan “tamam, o zaman tüm kararları alalım ama pisi’den vazgeçilmesini değişmez madde olarak danışma kurulunun çerçevesine ekleyelim” isteği geldi. Doğal olarak irademizin kısıtlanmasını da kabul etmedik. Abdullah Erol, “pisi’den vazgeçmenin altına imza atmıyorsanız, o zaman sadece bireysel sürüme karar verelim burada, kurumsal sürüm kararlarını katmayalım” da dedi, bunu da kabul etmedik. Kendisi özel sektörden yeni gelen Abdullah Erol’un “TÜBİTAK’ın bilim kurulu kabul eder mi bilemiyorum tabii böyle bir şeyi” dediği noktada ise, Ahmet Kaplan’ın yokluğunda “bench”ten Türker Gülüm imdada yetişti. Kendisi de 10 sene kadar TÜBİTAK’ta çalışmış olarak, bunun mümkün olduğunu, bilim kurulunun işleyişini, buna benzer “yetki devir”i yapılan çeşitli kurullardan her yıl 3-4 adet kurulduğunu belirtti. Nelere dikkat edildiğini tek tek anlattı. Abdullah Erol da bu konuda kendisinin karar veremeyeceğini, Ahmet Kaplan’la da görüştükten sonra yön verebileceklerini belirtti.

Bu süreçte bizler de aslında danışma kurulunun halen resmen kurulmadığını öğrendik. Tabii bu durumda gündeme yine, “e niye o zaman bu kurul 3 aydır toplanmıyor da, önemli kararlar olup bittikten sonra toplanıyor” sorusu geldi.

Yaklaşık 2-2.5 saatlik toplantının sonunda, somut bir istek olarak “Davulu verip tokmağı vermeden olmaz, biz tokmağı da istiyoruz. danışma kurulunu sunduğumuz çerçevede resmen oluşturmalısınız. Bunlar netleşmeden kurulun bir anlamı yok, başka konuları tartışmanın da bir anlamı yok, çalıştayda olduğu gibi fikirlerimizi dinleyip aksini yapabilirsiniz” dedik. Bir haberleşme listesi oluşturacaklarını ve oradan iletişime devam edileceğini belirttiler.

* * *

Eeee… Ne oldu yani şimdi? Pardus adı altında nurtopu gibi bir Debian dağıtımımız oldu. Değişmez mi bu? Bence zor, yetki sahibi insanlar bu kararı bizler yerine almış durumdalar, bize de bununla yaşamak düşüyor. Bunun ne kadar Debian’ın üzerine Pardus logoları yapıştırılmış olacağı, ne kadar özelleşip Debian’dan ayrılacağını zaman gösterecek.

Aslında fiilen 2004-2011 arasında geliştirilen dağıtım çöpe atılarak baştan başlanıyor. Çünkü bir tahta sürücüsünü Debian’dan Pardus’a aktaramayan birilerinin, Pardus geliştiricilerinin onca yılda çeşitli yazılımlara yaptığı yamaları ve geliştirdiği teknolojileri inceleyip/ayıklayarak Debian’a aktarmasını beklemek gerçekçi değil. Kabul etmek gerekir ki, 2004’teki başlangıca geri dönüyoruz.

Aklınıza şu soru gelecektir, “Peki neden bunun adına Pardus diyoruz, tüm sistemi sıfırdan baştan oluşturulurken neden yeni bir isim değil?”. Bu soruyu TÜBİTAK’a sormak açıkçası toplantı sırasında benim aklıma gelmedi :). Ama ben yanıtı kendi çıkarımlara göre vereyim (hatalı olabilir):

1) Çeşitli kamu kurumlarının mevcut yürürlükteki ihaleler/anlaşmaların şartnamelerinde “Pardus” kurulması, hatta doğrudan “Lider/Ahenk” gibi isimler geçiyor. Bu şartnamelerin değiştirilmesi ciddi bir evrak işi, kayıplar, hatta belki arada projelerin başlamadan yeniden değerlendirilmesine yol açabilir.

2) Pardus markasının yavaş hareket eden kamuda bile bir bilinirliği var. Yeni bir adı aynı etkinliğe ulaştırmak için yıllar gerekecektir.

3) Adı “TÜBİTAK Pardus’u öldürdü” olacaktı, bunun yerine “TÜBİTAK Pardus’u devam ettiriyor” olacak.

Dağıtımın ilk yıllarını bilenler, “Uludağ” ismini anımsayacaktır. Aslında “Uludağ” projesinin “Pardus dağıtımı ürünü” şeklinde bir kurgu söz konusuydu orada. O kurgu korunsaydı, “Uludağ Projesi’nin Pardus ürününü sonlandırdık, yeni bir ürüne geçtik” denebilirdi.

* * *

Eee… durum çok mu kötü yani şimdi?

Olmayabilir.

Geçmişi sanki olmamış gibi silip, tamamen sıfır noktasında olaya bakarsanız, bir devlet kurumu var karşınızda; Debian’ı temel alarak çeşitli projeler yapmak istiyor. Bu iş için para ve emek harcamaya hazırlanıyor. LibreOffice için belge hazırlatıyor (birilerine). Debian temelli proje teklifleri için teşvik vermeye hazırlanıyor. Kamu kurumlarına gidip Debian kurmaya çalışıyor. Geçmişten bağımsız bakarsak, özgür yazılımın yaygınlaşması için çok iyi bir haber aslında.

Pardus’un ilk oluştuğu 2004 yılındaki fikir ayrılıklarını anımsayanlar, benim de o dönemki çoğunluk gibi “niye yeni bir dağıtım yapıyorsunuz, mevcut olanlardan birini özelleştirsenize” dediğimi hatırlayacaktır. Hatta TÜBİTAK’ın seçtiği Debian, temel alınabilecek özgürlük ve organizasyon yapısı sağlamlığını en iyi birleştiren dağıtım olması itibarıyla mutlu olunabilecek de bir seçim.

Zannetmeyin ki, Pardus’ta bu “yeniden yapılanma” öncesi her şey tozpembe idi. Proje yöneticisi Erkan Tekman sayısız yönetimsel hataya imza attı. Proje oradan oraya savrulup durdu. Balık baştan kokar, Tekman ile beraber TÜBİTAK çalışanı olan geliştiricilerin azımsanmayacak bir kısmı topluluğun ve kullanıcıları olan kurumların isteklerine ve önerilerine kulak asmadan bildiklerini okudu, kendileri dışında kimseye önem verdiklerini hissettirmedi. Kurumlar TÜBİTAK’ın Pardus’u sahiplendiğini hissetmediler, destek aradıklarında TÜBİTAK’ı arkalarında bulamadılar. Yapılan birçok öncülük, idari hatalardan dolayı bir ürün haline getirilip başarısının tadı çıkarılamadı.

Ancak 7 sene onlarca kişinin emek verdiği hiçbir yazılım projesinin sonunun bu kadar ucuz olmaması gerekir. Bir bilimsel araştırma kurumunun Pardus’a bir cihazı, üstelik de Linux’ta çalışan bir cihazı tanıtamadım diye koskoca yazılım bütününü kaldırıp atmaması gerekir.

Pardus teknolojileri artık ayakta kalabilirse sadece pardus-linux.org’un Anka Projesi ile yaşayacak görünüyor.

* * *

Peki bundan sonra ben ne yapacağım? Danışma kurulunun çerçevesine ait sözün TÜBİTAK tarafından net biçimde verilmesini ve daha sonra kendi verdikleri sözün arkasında durmalarını sağlamaya çalışacağım. Davulu verip tokmağı vermeme halinin devamı durumunda ise, danışma kurulundan ayrılarak diğer çözüm ortaklarına dönerek benim yerime yeni bir çözüm ortakları temsilcisi seçmelerini isteme yoluna gideceğim.

Bu kadar uzun bir yazının her satırını sonuna kadar okuduysanız, gerçekten Pardus’u önemsiyorsunuz demektir. Duygu yoğunluğu ve heyecan içinde herhangi bir çıkarımda bulunmadan, ağzımdan belirli cümleleri tekrar yorumlayarak “Doruk Fişek böyle böyle demiş” diye dillendirmeden önce lütfen yazdıklarımı dikkatle tekrar okumanızı rica ediyorum. Sözcüklerimi genellikle (elbette herkes insandır) dikkatle seçerim, bağımsız olarak tek başlarına değil, içinde bulunduğu yazının bütünü içinde değerlendirilmeleri de önemlidir.

Not: Toplantı sırasında sormayı akıl etmediğim için cevapsız sorulardan: Pardus Kurumsal 2 ne olacak peki? 14 Şubat 2011’de çıkarıldığında, TÜBİTAK halka bunu 3 yıl destekleyeceğini vaat etmişti (14 Şubat 2014’e kadar). Bu vaade güvenerek kendi sistemlerini Pardus Kurumsal 2 üzerine kuran kurumlar ve insanlar ne yapacak?

  1. “Pardus dağıtımı bitti, yeni bir dağıtım başlıyor” İçin Yapılan 29 Yorum

  2. T. Sezer 01 Temmuz 2012 Pazar günü dedi ki :

    Bu kadar cahil, acemi bir ekiple bu kadar umursamazca davranmalarinin sebebi belli. yillardir emek verilerek olusturulan pardus adini kullanip bilgili bilgisiz yandaslara milyonlarca lira kaynak peskes cekilecek. tek kurus deger uretilmeyecek. hersey zamanla unutulup sineye cekilecek.

    Hepimize cumleten gecmis olsun.

  3. orçun madran 01 Temmuz 2012 Pazar günü dedi ki :

    Doruk, ayrıntılı yazın için çok teşekkürler…

  4. Kaan Akşit 01 Temmuz 2012 Pazar günü dedi ki :

    Pardus Anka’ya destek verecek misiniz?

  5. acemi 01 Temmuz 2012 Pazar günü dedi ki :

    “Not: Toplantı sırasında sormayı akıl etmediğim için cevapsız sorulardan: Pardus Kurumsal 2 ne olacak peki? 14 Şubat 2011′de çıkarıldığında, TÜBİTAK halka bunu 3 yıl destekleyeceğini vaat etmişti”

    Aktardiginiz toplanti notlarindan anladigima gore TUBITAK, verilmis sozler ve mevcut sozlesmeler konusunda cok hassas (!), sanirim bu sozunun de arkasinda sonuna kadar durur.

  6. Samed Beyribey 01 Temmuz 2012 Pazar günü dedi ki :

    Merak ediyorum MSB bu şekliyle kabul edecek mi?

    Bu düpedüz dolandırıcılık oluyor.

  7. Emre Erenoglu 01 Temmuz 2012 Pazar günü dedi ki :

    Doruk Hocam okudum yazını baştan sona kadar. Hala içimde belki Pardus küllerinden yeniden doğar diye bir umut vardı ama artık tek umudumuzun Anka oldugu anlaşılıyor.
    Bu alınan kararların ve alınma mekanizmaları beni hayrete düşürdü, onca geliştirilen teknoloji, bilgi birikimi bir kenara atılıp, pat diye diğerlerinden bir farkı olmayan bir Debian dağıtımı olup çıktı Pardus.
    Bu ülkemizin bilişim teknolojilerini geliştirme açısından ne aşamada olduğunun güzel bir örneği. Sanırım “bilişim”de, Devrim otomibilinin yapıldığı zamanlardayız. Fabrikalarımızın hepsinin tasarımları yabancı, lisansını alıp Türkiye’de yapıyoruz. Silahlarımız başkaları tarafından geliştirilimiş, burada üretmek için lisansını almışız. Çok büyük bir otomotiv sanayiimiz var ama tüm üretim yine yabancıların lisansı ile. Allah aşkına dünyada bilinen bir tane özgün Türk teknoloji ürünü var mı ki biz bir kaç vizyonerin (Devrim otomobilini geliştirenleri hatırladım yine) sıfırdan yarattığı özgün bir dağıtım projesinin yaşayabileceğini umuyoruz. Olmuyor işte. Yine mevcut bir teknolojiyi, bir dağıtımı alıp, üstüne bir şeyler yapacağız. Hayırlısı olsun, ama bir yandan da yazıklar olsun. Pardus’un doğru bir yönetimle o Debian’lar, Ubuntu’lar, hatta belki Fedora/Redhat gibi bir dağıtım olabilme şansı vardı, onların arasında belki yer alabilirdi, ama artık “just another Debian based distro” (sıradan bir Debian dağıtımı).

  8. izlem gozukeles 02 Temmuz 2012 Pazartesi günü dedi ki :

    Eline sağlık Doruk. Gayet bilgilendirici bir yazı olmuş.
    Ama merak ettiğim bir konu var. Yeni bir proje başlatma (forking) düşünülmüyor mu? Tamam, devlet destekli bir projenin (özellikle Türkiye’de) prestiji daha fazladır. Fakat, özgür yazılım, “Devrim” otomobillerinden farklı. Üretene, kendi emeğine sahip çıkma hakkı veriyor. Herşeye sil baştan başlamak, 7 yıllık emeğe ve kamu kaynaklarına yazık etmek anlamına geliyor… Kabul edilebilir bir durum değil.

  9. Uygar 02 Temmuz 2012 Pazartesi günü dedi ki :

    Ben başından beri Pardus’a öğrencisiyle akademisyeniyle üniversitelerin, girişimci ve kullanıcıların “know-how” kazanması için başlanmış bir proje olarak bakmışımdır. Şimdi ise (asırlardır sahip olduğumuz zihniyetle) hazır yapılmışı varken baştan yapmaya gerek yok mantığı uygulanıyor.
    Geçen senelerde hatırlıyorum da, Çanakkale 18 Martta öğrenci arkadaşlar ne de özverili çaiışıp hem projeye katkı sağlamış, hem de kendilerini geliştirmişlerdi.
    Şimdi ise her şey kolay, bir grafiker her sürümde yeni bi duvar kağıdı tasarlar, bi “geliştirici” oturup arayüzün sağına soluna “Milli işletim sistemi” yazar, tabi kırık Türkçeleri düzeltecek biri de lazım, bi de çaycı alırlar, e müdürden bol şey yok zaten TÜBİTAK da, gül gibi geçinip giderler, nası olsa iki yılda bir “sonunda uçan araba icat edildi” diye manşet atan (ilk kez 1987 görmüştüm) gazeteler de biz “yaptık!” “Gururumuz” gibi manşet atmaya bayılır, ohh daha ne olsun.

  10. koray özdemir 02 Temmuz 2012 Pazartesi günü dedi ki :

    tekrar tübitak’a yazıklar olsun. Bergama Belediyesinde 2 yıl boyunca neredeyse tüm birimlerde Pardus 2008 kullanmıştık. windows temelli bir Belediye otomasyonu yazılıma geçiş yapılınca windows’a geçilmişti, neredeyse bazı arkadaşlarımla ağlayacaktık. Bende bilirdim ubuntu kurmayı, ama Biz Pardus’u çok sevmiştik. Pardus bizimdi, bizim ürünümüzdü. bak yine duygulandım.

  11. Bülent Öztürk 02 Temmuz 2012 Pazartesi günü dedi ki :

    Elinize ve ağzınıza sağlık, sanırım eski Pardus olmayacak, eski Pardus’un arkasında tam durduğunu hissetmediğimiz bir yapı bakalım yeni oluşumun Özel sektörde ve Devlet kurumlarında yayılması için ne kadar başarılı bir politika izleyecek.

    Benim aklıma gelen en muhtemel senaryo (ki maalesef olumsuz) “Denedik böyle de olmadı” ya doğru gidiyor.

    Herkes için daha iyi olması dileklerimle, tekrar elinize ve ağzınıza sağlık.

  12. Bora Güngören 02 Temmuz 2012 Pazartesi günü dedi ki :

    Yakın zamanda öyle bir durumdaydık ki; Pardus diye bir gemi vardı ama o kadar çok dümen vardı ki bir yere gidemiyordu. Sonra da bu gemi kayalıklara çarptı.

    Retrospektif bir analiz isterseniz iki paragrafım şudur:

    1. Açıkçası ne Erkan Tekman ne de kendi kendine örgütlenen Pardus kullanıcı camiası esas problemin asla teknik olmadığını, aslında beşer meselesinin çözümünün daha önemli olduğunu kabul edemediği için son ana kadar her şeyin güllük gülistanlık olduğunu sanıldı.

    2. Aslında süreç kalp atışı gibi sinyaller üretiyordu. Örneğin, ben bu sinyaller konusunu 2007 yılında EMO Ankara Şubesi için yazdığım ve 11.000 kişiye basılı olarak yollanan, ayrıca Internet’de bulundurulan bir bültende 5 tam sayfalık bir yazı ile yorumlamış ve olumlu yada olumsuz geri bildirimler almıştım. (http://www.emo.org.tr/ekler/5e95f3f099c48ac_ek.pdf?dergi=2).

    Dolayısı ile aslında 2011 sonu itibarlı gelinen durum ve ortaya çıkan atalet süreci yakından izleyenler için pek şaşırtıcı olmadı.

    Mevcut durum üzerine iki paragraf:

    1. 2011 sonunda Pardus’da gördüğümüz türdeki durumlara ulaşan organizasyonlar, üstlerinde baskı kuran ataleti yenmek ve en kısa sürede hızlı bir değişim, dönüşüm sürecini kurgulamak zorundadır. Bu nedenle Pardus’da sadece bir iki isim değişmesi, biraz daha kaynak aktarılması gibi bir çözüm yeterli olmayacaktır. Pardus’un biçimsel çalışma biçiminin ve organizasyon şemasının değişmesi gereklidir. Nihai olarak da kültürü değişecektir. Ancak bu organizasyonel değişim dediğiniz şey yanında daima sarsıntıları getirir. Yeni liderlerin çevreyi algısı elbette ki farklıdır ve farklı olmalıdır. Yoksa eski sistemin devamının sonucu olarak tekrar eden problemlerle yüzleşirler. Bu nedenle beklenmedik şeyler yapmaları normaldir. Kalkıp içinde bulundukları durum dahilinde, bir buçuk ay içinde çözüm üretmek için Debian kullanmışlarsa, bence son derece iyi niyetli ve olumlu bir adımdır. En azından özgür yazılım prensiplerine uygundur.
    2. Öte yandan yeni liderlerin de çevreyi sadece eskiden geldikleri dünyanın değerleri ve normları ile algılaması hatalıdır. Bu nedenle eğer o liderler ile işbirliği yapılarak kısa zamanda önemli yol alınması isteniyorsa, yeni liderlere çevreyi anlatmak, ancak baskıcı olmamak gereklidir. Pardus Danışma Kurulu’nun varlığı da bu nedenle önemlidir. Ancak PDK içindeki kişilerin görevinin yorum yapmak, olası çözüm yollarını göstermek ile sınırlı olduğunu gözardı etmeyelim. Yetki yürütücülerin elinde olduğu kadar sorumluluk da onların sırtındadır. Pardus projesi 2012 (yada 2013, yada 2093) yılı sonunda çakılıp kalsa, PDK üyelerine asla sorumluluk yüklenmeyecektir. Bu nedenle tavsiye makamında oturmak hem kolay hem de zordur.

    Dikkat ederseniz benim bu analizim teknik değil. Çünkü teknoloji, kullanıldığı sosyoekonomik çerçevenin sayısız tercihinden sadece bir tanesi. Ayrıca teknik tercihler göreceli olarak kısa sürelerde değiştirilebilir. Belki bugünden 3 ay sonra “acil durum” sona erdiği için pisiye dönülür yada deb temelli dağıtım için öyle bir yol haritası açıklanır ki herkes helal olsun demek durumunda kalır.

    Tercihlerin çevresel baskıların nasıl algılandığının bir sonucu olduğunu unutmamak gerekli. TÜBİTAK idaresi, emin olun bizim görmediğimiz baskıları bizim anlayacağımızdan farklı biçimde anlamaktadır.

    Ben örgüt çalışmaları alanına giriş yapan bir kişi olarak, bu olan biteni camia içinden birisi olarak izlemek yerine, iki adım geriye çekilip örgüt kuramının, sosyal psikolojinin perspektifinden baktığımda durumu böyle görüyorum.

  13. Ali Cengiz Kurt 02 Temmuz 2012 Pazartesi günü dedi ki :

    Ben geliştiriciler ve gönüllüler vazgeçmedikçe gerçek Pardus’la devam edeceğim. Anka deposundan devam ediyorum. Bu çalışma da sonlanırsa özgün dağıtımlardan birini seçebilirim ama kesinlikle çakma Pardus’u değil.Medyada da bu fikrimi savunuyorum.

  14. Volkan Uygun 02 Temmuz 2012 Pazartesi günü dedi ki :

    Fatih’deki akıllı tahta (donanım) ihalesinde de durumlar belirsiz. Bugün tarihli bir gazete haberi:

    http://ekonomi.milliyet.com.tr/akilli-tahtada-sil-bastan-/ekonomi/ekonomidetay/02.07.2012/1561443/default.htm

  15. Ferit Mayatürk 02 Temmuz 2012 Pazartesi günü dedi ki :

    Bence Pardus’a EMEK ve destek vermiş HERKESİN (tüm küstürülmüş geliştiricilerden tutun da sadece bilgisayarına kurmaktan ötesine geçmemiş HERKESİN) BİRLEŞME ve ANKA’yı uçurma günüdür. Kimsenin bizim olan PARDUS’u kaderine terk edecek bahanesi yoktur umarım. Bırakalım TÜBİTAK magma içinde deb.elensin. Hatta PARDUS Kurumsal 2’yi de çatallayalım. Ona güvenerek yola çıkmış olanlar da ortada kalmasın! ÇOMAK projesini de kaldığı yerden devam ettirelim. Ortada kaderine terk edemeyeceğimiz değerlilikte bir ürünümüz var. Benim gibi bir çok insanı da Özgür Yazılım dünyasıyla tanıştırmış, kendine ait bir kitle oluşturmuş bir projenin bitirilmesine izin vermememiz lazım. Benim hislerim TÜBİTAK’ın bu son hamlesinin Topluluk Dağıtımının ivmesini artıracağı yönünde.

  16. Turker Gulum 02 Temmuz 2012 Pazartesi günü dedi ki :

    Uludağ Porjesinin amaçlarından biri “eko sistem yaratılması ve ulusal dağıtımın sürdürülebilir ve desteklenebilir biçimde” devam etmesiydi.

    “Pardus öldü (öldürüldü)! Yaşasın Pardus!” demenin alemi ve yeri yok. TÜBİTAK eğer Pardus üzerindeki var olan “saklı” haklarını camiaya bırakırsa eko sistemi kendiliğinden yaratmış ve amacına ulaşmış olur.

    Eğer kullanıcılar “Pardus’u sürdürülebilir ve geliştirilmeye devam edebilir, güvenilir ve kullanılabilir” olarak kabul ederse proje gelişmeye devam eder. TÜBİTAK olsa da devam eder olmasa da devam eder. Yok eğer toplum Pardus’u kullanılır bulamazsa, Linux Distro Timeline içindeki müstesna yerini alır. Yapılan onca çalışma anılara, verilen emekler de harcanan paralarla birlikte çöpe gider.

    Yeni oluşan durum içinde geliştiricilerin, kullanıcı olanları ve hatta kullanıcı olmayanların söz hakkının ne kadar olacağının netleşmesi en önemli beklenti olacak.

    Yolumuz kısa değil. Bu yolda maraton koşmak da var bayrak yarışı gibi bayrağı devretmek de var. Ama “ölen ölür kalan sağlar bizimdir” diyerek özgür yazılım için emek vermeye sürdürmek gerekiyor.

    Türker

  17. Mucibirahman İLBUĞA 02 Temmuz 2012 Pazartesi günü dedi ki :

    Bademlerin elinde oyuncak olacak bir dağıtım!… Ne yazık ki bu proje ölü doğmuştur şimdiden…

    Mucip:)

  18. DESTANSIZefsane 02 Temmuz 2012 Pazartesi günü dedi ki :

    PARDUS ANKA
    “KANATLANMA ZAMANI”

  19. Hakan Hamurcu 02 Temmuz 2012 Pazartesi günü dedi ki :

    Doruk maalesef buraya kadarmış.

    Çalıştay’da zaten bunun sinyallerini vermişlerdi.

    Ne diyelim umarım bir gün başka bir akıllı çıkıp -seninde dediğin gibi- “Arkadaşlar debian’da bilmem ne olmuyor gelin RedHata geçelim” demez.

    Ayrıca ben anlaşmalı kurumlardan birisi olsam bu yeni durumu asla kabul etmem. Sen bir sözleşme ile bana Pardus adında bir ürün satmışsın, sonrasında Debian isimli ürünün adını Pardus şeklinde değiştirerek satmaya çalışıyorsun. Tam olarak bilmiyorum ama hukuk’ta buna “nitelikli dolandırıcılık” diyorlar sanırım.

    Gerçekten çok az olan umutlarımızda bu toplantıyla birlikte tamamen yok oldu.

    Artık kendi başımızın çaresine bakacağız.

    Not: Hazır aklımdayken Doruk senden ve/veya diğer geliştirici arkadaşlardan bir ricada bulunsak “Şu meşhur Pardus’un sonu olan akıllı tahta sürücüsünü bir zahmet Pardus’a transfer etseniz” nasıl olur. :) Belki birilerine kapak olur diye düşünüyorum.

    Kalın sağlıcakla.

  20. Fevzi Daş 02 Temmuz 2012 Pazartesi günü dedi ki :

    Doruk Hocam,

    Öncelikle bu uzun ve bir o kadar açıklayıcı yazı için teşekkürler. Görüşlerini bizimle paylaşan birçok arkadaşın de dediği gibi bunca emeğin boşa gitmesi çok üzücü bir durum. Bu aşamadan sonra kimsenin Pardus’a eskiden olduğu gibi Ulusal İşletim Sistemi göz ile bakacağını sanmıyorum. Umarım yanılırım…

  21. Kemal NALÇACI 02 Temmuz 2012 Pazartesi günü dedi ki :

    Doruk bey yazınız baştan sona okudum çok açıklayıcı olmuş, teşekkürler. kurum ismi vermeyeyim bir kurumda 3 yıldır Pardus projesi devam ediyor sonuç yok. bende merak ediyorum sonucu. birde kamu kaynakları hoyratça harcanılmamalı, tüm taraflarla (STK, sektör v.b) birlikte ortak akıl yöntemi ile başarılabilir bence. TÜBİTAK’ı izlemeye devam edeceğiz.

  22. Coşkun Aktaş 02 Temmuz 2012 Pazartesi günü dedi ki :

    Bora Güngören’le aynı fikirdeyim.

  23. Ergin ALTINTAS 02 Temmuz 2012 Pazartesi günü dedi ki :

    Blog yazilmaya deger bir konuda degerli bir blog girdisi yazmissiniz. Elinize saglik. Tesekkurler.

  24. root özer 02 Temmuz 2012 Pazartesi günü dedi ki :

    Yapılan tamamı ile sahtekarlık…Devlet kurumu tarafından yapılan bir sahtekarlık…TÜBİTAK sayesinde bunuda görmüş olduk…

  25. Onur Küçük 03 Temmuz 2012 Salı günü dedi ki :

    Güzelim proje ne hale geldi… Yazık… Can çekişmelerini demek ki “Linux dağıtımı hazırlamanın ÇOK AZ bilgi bir bilgi ile yapıldığını zannedenlerin” elinde yaşayacakmış. Bu durumu sadece Pardus ekseninde düşünmek de hata olur. Bugün bir açıkkodlu donanım sürücüsünü düzgün çalıştıramayanlar, yarın bir kamu kurumuna gittiklerinde Türkçe ile ilgili problemleri, sürücü, performans, kullanışlılık sorunlarını çözemeyecekler. Güvenilirlik ve güncellik sağlayamayacaklar. Topluluğa, STK’lara, çözüm ortaklarına sırt çevirip kendi başlarına yapmaya çalışıp yapamayanlar, aynı şekilde devam ederlerse yine yapamayacaklar, belki başka ülkelerde bu ülkeye özel sorunları umursamayan insanların keyfini beklemek zorunda kalacaklar. Bunun sonucu da malesef bir sürü yerde “Linux yapamadı”, “özgür yazılımla bu iş olmuyor” seslerinin yükselmesi olacak ve insanlar yapılamayanları sadece Pardus’a yormayacak, Debian da, X de Y de yapamaz olarak algılanacak.

    Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak ne kadar kötüyse, ÇOK AZ bilgi ile büyük kararlar almak da en az o kadar kötüdür, riskdir, tehlikedir! Umarım sevdiğim / saydığım insanların içinde olduğu Danışma Kurulu gerçek anlamıyla hayata geçer ve bu yanlışları düzeltebilir, düzeltemezse makyajlanmış bir Debian’ın bir anlamı olmayacak.

  26. Bora Güngören 03 Temmuz 2012 Salı günü dedi ki :

    Türker’in söylediği çok önemli bir şey var. Eğer camia desteği varsa TÜBİTAK işin içinde olsun yada olmasın Pardus’un “eski” hali (pisi, vs) sürdürülebilir diyor. Öte yandan Pardus’un eski haline verilebilecek olan camia desteği konusunda en azından son 12 ay içinde olumsuz bir görüntü oldu. Ne yalan söyleyeyim, ben dahil olmak üzere bir çok insan, “dur bir bakalım TÜBİTAK ne yapacak” diye bekledi.

    Şimdi TÜBİTAK’ın ne yapacağı konusunun kenarı köşesi netleşmiş iken insanların hızlıca bir şeyler organize etmesi için doğru zamandır. Eğer şimdi şu yada bu yönde bir şeyler yapılmaz ise ben bunu (1) pisi temelli “eski” Pardus’un sürdürülmesi için camia desteği olmayacağına, (2) TÜBİTAK’ın özgür yazılıma dönük girişimlerinde yalnızlaştırılacağına yoracağım.

    Eğer bir girişimler olursa;

    1. Anka’nın sürdürülmesi

    Olur da bu aralar dağıtımın sürdürülmesine dönük bir hareket oluşursa, içimde buruk bir acaba sorusunu da taşıyor olacağım. Çünkü Türk insanı “ortak düşman” için bir araya gelen, sonra da kısa sürede dağılan örgütlenmelere sahiptir. Eğer TÜBİTAK, bu aralar süren tartışmalar nedeni ile birilerinin “ortak düşman” haline gelirse, sırf bu nedenle Anka yada başka bir isimle ortaya çıkacak bir dağıtımı sürdürecek kadar uzun ömürlü bir örgütlenme oluşabilecek mi?

    Eğer oluşur ise bu (dar anlamda) Pardus camiası yada (geniş anlamda) Türkiye’deki tüm özgür yazılım camiası için büyük bir zafer mi olacaktır?

    Eğer Anka sürdürülecek ise, (tıpkı Türker’in söylediği gibi) TÜBİTAK’a tepki olarak değil, gerçek ihtiyaçlara yanıt verdiği için sürdürülmelidir. Tepki amaçlı çıkan bir dağıtım, sadece bir, bilemedin iki sürüm çıkartır sonra da sürdürülemez.

    2. Geçmişe perde çekilerek TÜBİTAK’ın desteklenmesi

    TÜBİTAK’ı “bakın yeni insanlar geldi” diyerek yeniden ve gönülden desteklersek illa ki geçmişte yaşanan sorunların benzerleri ile karşılaşacağız, çünkü TÜBİTAK her durumda son derece bürokratik ve bazı açılardan hantal bir kurum olmaya devam ediyor. Dolayısı ile sadece eskiler gitti, yeniler geldi düşüncesi ile aynı mekanizmaları işletirsek hiç bir şey değişmez.

    TÜBİTAK’ın, Pardus’u Türkiye’nin şartlarında sürdürmek için gereken doğru organizasyon şemasını, camiayı da içerecek şekilde kurması gereklidir. PDK başta olmak üzere tüm camia bileşenlerinin üzerinde durması gereken en önemli konu da bu. Yoksa camianın nerede ne yaptığı basit bir “bizimle misin değil misin?” sorusu ile sınıflandırılamaz.

    Peki TÜBİTAK desteklenecek ise yöntem (usul) ne olmalı?

    Usul açısından bakarsak, PDK’nın, TÜBİTAK kaynaklı bütün bürokrasiye ve oluşacak kazalara rağmen kurulması ve toplanabiliyor olması çok önemli bir gelişmedir. İleride PDK’nın benzeri, dar konularda çalışan odak grupların da oluşması gerekecektir. Aslında bunların nasıl yapılacağı az çok belirlidir. Sadece katılacak kişiler gereklidir.

    Bir kaç ay önce gerçekleşen (davet edilmediğim için katılmadığım) Çalıştay’ı tarif eden yazı-çiziden anladığım, TÜBİTAK’ın uygulamak istediği yöntem de buna benzer bir şeydi. Ancak katı bağlarla örgütlü kuruluşlarda yaygın kullanılan yöntemi (isim de vereyim: arama konferansı) kendisi çok daha farklı biçimde organize olduğu için bu tür yöntemlere son derece yabancı olan bir kitle (yani Pardus camiası) ile uygulamak istediler. Camia Çalıştay’da o yöntemi reddedince kültür uyumsuzluğu daha ilk günden ortaya çıkmış oldu. PDK’nın çalışma usullerinde ortaya çıkan gerilim de yine aynı nedenle oluyor.

    Şüphesiz, geçmişte Erkan Tekman ve yakın ekibi de bu gerilime muhataptı. Özellikle Erkan Tekman, bu gerilimi maskelemek için eminim çok ciddi kişisel stresle de boğuşmuştur. Yanlışları doğruları bir yana, eminim ömründen ömür gitmiştir. Ancak doğru olan davranış bu gerilimi gizlemek değildi. Camianın ve TÜBİTAK’ın bu gerilimi bilmesi, bildiği için bu gerilime dönük çözümler geliştirmesi gerekirdi. Sonuçta ne oldu? Sistem gerile gerile inceldi, inceldiği yerden de koptu.

    İş yapan hata yapar. Bu kaçınılmazdır. Yöntemi doğru olan ise aynı hatayı tekrarlamaz. Pardus projesi yönteme dayalı bazı hatalar nedeni ile çok kötü bir duruma geldi. Şimdi yöntemi düzeltme zamanıdır.

    İleride de hatalar olacaktır. Bu hataların olabileceğini kabul etmek ve tekrar etmemek için önleyici mekanizmalar geliştirmek önemlidir.

    O halde, TÜBİTAK’ın ve camianın, gerilimin ortaya çıkabileceğini baştan kabul ederek birlikte çalışması gerekli. Camiadaki kıdemli kişilerin bu gerilim konusunda daha çok deneyimi olduğuna göre, onların PDK, vb bileşenlerde daha çok görünmesi ve daha çok söz söylemesi; aynı zamanda yeni neslin de “yönteme saygılı olmak kaydı ile” süreç içinde yetişmesi gerekli.

    Bakalım günler ne gösterecek?

  27. Erdinç 03 Temmuz 2012 Salı günü dedi ki :

    biz anka deposunu sunucuya sadece “bir usb bellekle” taşıdık. inancımızın yeterince bir delilimidir?

  28. Kerem Erzurumlu 05 Temmuz 2012 Perşembe günü dedi ki :

    Detaylı ve uzun uzun konuşulan hemen hemen her konuyu vakit ayırarak aktardığın için teşekkürler Doruk.

    Tüm bu olayları okuduğumda, aklıma ilk gelen “Linux’dan anlamayan birileri Pardus adını kullanarak para kazanma derdinde (akıllı tahtaları linux ile çalıştırmak), Danışma kurulu da bunu onaylasın istiyor” oldu. Doruk’un bahsettiği tüm noktalar bunu işaret ederken (pardus’la çalıştıramadık, debian yapalım vb) umarım ben yanılıyorumdur.

    Kolay gelsin.

  29. gökhan 06 Temmuz 2012 Cuma günü dedi ki :

    Yazık yıllardır çalışan, emeği geçen iyi niyetli tüm pardus camiasına. Bukadar mı aciziz??? Bir projeye devlet eli değdiğinde vip derecede olanaklarla üstün bir ürün çıkması gerekirken sonucun böyle olması üzücü…Bu tür projeler başlı başına bir zihniyet işi. Hertürden eğitim kurumundan tutunda, gönüllü etkinlikleri ve ticari firmalar olmak üzere tabana dağılan bir birikim, kullanım olmalı. Daha piyasada Pardus eğtimi veren kurum bile bulmak zor.

  30. metin 11 Temmuz 2012 Çarşamba günü dedi ki :

    Arkadaş madem program pardusta çalışmıyor neden hemen bir kurultay toplayıp çözüm önerisi almıyorsun. Vestel yazılımdan anlamaz zaten o ayrı bir konu. Madem çalışmıyor yaza kadar geliştiricileri toplayıp pardusa entegre etseydiniz. Saçmaymış gerçekten

Bir Yorum Yazın