Öyle bir seyir defteri…

Kabak Çiçeği Dolması ve Diğerleri

20 Eylül 2017 Çarşamba, 18:35

Öncelikle dolma/sarma farkını açıklayayım çünkü ağız alışkanlığı insan hepsine dolma deyip geçiyor. Asma yaprağının üzerine içini yerleştirip, sonra da yaprağı bu iç malzemesinin etrafına katlayıp sarıyorsunuz — işte bu sarma oluyor. Kabağı ise yarıya kesip, içini boşaltıp, içine iç malzemesini dolduruyorsunuz. İşte o da dolma oluyor. Bu farkı da ancak yemeği yapmaya kalkan farkediyor :P.

Bir de bunların “zeytinyağlı” (tercümesi et yok) ya da “etli” (çoğu zaman kıymalı aslında) sürümleri var. Ben sarma ya da dolmaların varsayılan olarak etli olmasını beklerim. Etli yaprak sarmaya yatıya giderim, diğer etli sarmalara karşı da boş değilim. Zeytinyağlı denen sarma/dolmaları yerim yemesine de, yokluğunda da pek aramam.

Sarmalar benim mutfakta elcağızlarımla uğraşmadığım yiyecekler. Bu kadar sevmeme rağmen yapmıyorum çünkü sarma inanılmaz uğraştırıyor: Sardıkça sarıyorsun, sardıkça sarıyorsun. Yapmasıı bir ömüür, yemesii biir dakiika. Bir kere denedim, bir daha da denemeye niyetim yok. Sarma aşeren ama yiyemeyen bir halde yaşamımı sürdürüyorum. Çünkü dışarıda yapanlar genelde zeytinyağlı yapıyor, etli yapan içine damlalıkla et koyuyor ve çok ince sarıyor (ben bol malzemos ve kalın sever :P).

Gelelim kabak çiçeğine… Bilenlerin gözlerinin ışıldadığını görür, bilmeyenlerin ise “kabağın çiçeği de ney” dediklerini duyar gibi oluyorum :).

Kabağın bir de çiçeği oluyor. Bu çiçek sabah erken saatlerde toplanıyor. Sonra da içine malzemesi konup katlanıyor. Aslında dolma/sarma arası bişi. Evet dolduruyorsunuz ama aynı zamanda sarıyorsunuz.

Kabak çiçeklerinin taze olması, toplandıktan kısa bir süre sonra dolmaya çevirilmesi gerekiyor yoksa çiçek kapanıyor ve kuruyor, dolma yapamıyorsunuz. Açık kalsın diye suya konabiliyor ama ne kadar dayanıyor bilmiyorum. Öyle bugünün kabak çiçeğini yarına bırakamıyorsunuz.

kabak_cicegi

Ben kendisiyle 14-15 sene önce Bodrum’da tatil yaparken tanıştım. Kaldığımız otelin akşam açık büfesinde (görkemli bişi aklınıza gelmesin, mütevazi bişi) ilk gördüm. Her şeyden tatmadan duramadığım için aldım ve yidim tabii. Yidim yimesine de, neye uğradığımı şaşırdım. Sonra tabağın geri kalanına boşverip n tane kabak çiçeği dolmasıyla karnımı doyurdum. Orada kaldığımız süre boyunca bir akşam büfede kabak çiçeği dolması varsa, kalan yiyeceklerin hepsi yalan oldu benim için.

İlginç bir şekilde, kabak çiçeği dolması, zeytinyağlısını etlisinden daha çok sevdiğim tek dolma/sarma türü. Yine beni tanıyanlar, yiyeceklere durduk yere limon sıkılmasına gıcık olduğumu bilirler. Yine bazen ağız tadıma göre limon sıkarak da yediğim nadir yiyeceklerden kendisi. Tadı bana midye dolmayı andırıyor.

kabak_cicegi_dolmasi

Şöyle pirinci orta pişmiş (ne az ne çok), içinde bol ot kullanılmış, çok yağlı olmayan bir kabak çiçeği dolmasının tadı harika bişi. Her zaman, sıkılmadan, tüm tencereyi çatlayana kadar yerim.

Ben kendisine Muğla civarları dışında hiç rastlamadım. Gugulladığım kadarıyla İzmir civarı, Girit’te falan da yapılırmış. Oralar dışında yetişen kabaklar çiçek açmaz mı, insanlar mı uğraşmaz bilemiyorum :). Büyükşehirlerde marketlerde ambalajlı gördüğüm oldu ama fiyat/performans/lezzet açısından çok mantıklı olduğunu sanmıyorum.

Demem o ki… Daha önce yemediyseniz çok şey kaçırıyorsunuz. Muğla civarlarına geldiğinizde mutlaka güzel yapılmış taze kabak çiçeği dolmaları yiyin. Pazarlarda çiçeğini sattıkları gibi, özellikle turist sezonlarında tencereyle yapılmış halde de satıyorlar. Yediğinizi beğenmediyseniz yapan da arıza olabilir, farklı tencerelerden tekrar tekrar deneyin. Limonsuz da limonlu da deneyin.

Yimmek | 1 Yorum »
 

Somon Füme Salata

10 Eylül 2017 Pazar, 21:16

Metro Market’in beğendiğim, başka marketlerde bulamadığım belli ürünleri var. Biri de Metro Market’in Erüst Tarım’a yaptırdığı karışık salatalar. Erüst Tarım yaklaşık bir 20 yıldır paketlenmiş değişikli çeşit çeşit otları marketlere götüren bir firma. Hep görüp imrenip, fiyatlarına bakıp vazgeçiyordum. Taa ki bu karışık salatalara kadar.

“Ege Salata” olarak adlandırdıklarını bazen hazır olarak Peynirli Ot Salatası‘nda kullanıyorum.

“Balık Salatası” olarak dedikleri ise şaşırtıcı biçimde :P balığın yanında gerçekten güzel gidiyor (çok kere test ettim, onayladım). İçinde (ürün ağzıyla) “değişen miktarlarda” salanova, rakula, kuzu kulağı, pancar yaprağı, frenk maydanozu, fesleğen ve şiniklav varmış. Ben bu otların anca yarısını Ankara’daki pazarlarda bulabiliyorum :P.

Somon füme pek sevdiğim bişi. Norveç somonunun kendisini özel olarak aramasam da (o kadar güzel deniz balığı varken, ne gereği var), fümesinin ayrı bir yeri var. Pişirmeden yenebilmesi en güzel özelliklerinden biri. Soğuk yenen yiyeceklere (ör: salata, suşi, vs) çok yakışıyor.

Dışarıda yediğim somon fümeli salataları ise bugüne kadar pek sevemedim. Ya sevdiğim ot/sos karışımını tutturamıyorlar, ya malzemelerin oranları bana uymuyor (şu daha fazla olaydı şeklinde), sonunda oturup kendim yapmaya karar verdim.

Hızlı ve kolay bir somon füme salata için, Metro Market’in balık salatasını doğradım. Üzerine somon füme ekledim. Kapari turşusu da pek güzel gidiyor, ondan da kattım. Halka halka doğranmış zeytinlerden (siyah-yeşil karışık) kattım. Salatanın çok kuru olmaması için biraz da zeytinyağı katıp, karıştırdım.

Elimde yoktu ama olgun bir avokadom olsa, bir avokado da doğramayı denerdim içine. Bir de hazır salata paketi yerine, daha az otla (bol roka ve göbek salata) da bir deneme niyetindeyim. Kırmızı tatlı biber (kapya dedikleri) de ince ve uzun doğranmış olarak güzel gidebilir.

Yimmek | Yorum Yok »
 

Bezelyeli Nohut Mezesi

09 Eylül 2017 Cumartesi, 10:43

Çeşitli kaynaklarda bu mezeye “Bezelyeli Humus” ya da “Bezelye Humusu” da diyorlar. Humus, nohut ve tahinin tadının belirgin biçimde baskın olduğu güzel bir yiyecek. Sonra yiyenin beklentisi ile tat uyuşmuyor, güzel bir meze harcanıyor diye kendim “Bezelyeli Nohut Mezesi” diye bir isim uydurayım dedim.

2 bardak bezelyeyi ve 1 bardak nohutu ayrı ayrı düdüklüde haşlıyoruz. Her ikisi de soğuduktan sonra, bezelyeleri, nohutları, 4 dal taze soğanı, 1/4 demet maydanozu beraber robottan geçiriyoruz. 2 yemek kaşığı koyu bir yoğurt, kimyon, zeytinyağı, tuz ekleyip, bir limonun dörtte birini sıkıp iyice karıştırıyoruz.

bezelyeli_nohut_mezesi

Bezelyenin de nohudun da fazla haşlanmasında bir sorun yok, zaten püre haline getiriyoruz. Az haşlanmasınlar yeter. Robottan geçirmek yerine ezmeyi de tercih edebilirsiniz, çünkü robota yapışabiliyorlar ve temizlenmesi güç olabiliyor.

Yimmek | Yorum Yok »
 

Yapmak ya da Yapmayı Bildiğini Düşünmek

06 Eylül 2017 Çarşamba, 21:38

Bilgiye ulaşımın kolaylaşması ile beraber dünyada aslında ne kadar fazla öğrenebileceğimiz bilgi olduğunun çok daha fazla farkına varabiliyoruz. Farkına varmanın ötesinde çok hızlı biçimde bu bilgiye de ulaşabiliyoruz.

Bu bilişim alanında, diğer alanlara göre çok daha belirgin. Teknoloji çok daha hızlı gelişiyor, çok daha hızlı eskiyor, üretmek çok daha kolay ve çeşitlilik inanılmaz fazla.

İnsan neyi öğreneceğini şaşırıyor bu çeşitlilikte. Şekerci dükkanında gibiyiz ama o kadar şeker var ki. İşte o anda büyük bir tehlike bizi bekliyor: *Niye* o bilgiyi öğrenmek istediğimizi unutmak!

Herkesin öğrenmek için farklı amaçları olabilir elbette. Bilişim alanı özelinde ise bilgisayar bilimleri, uygulamalı bir bilim. Yani mevcut bilginin alınarak çeşitli noktalarda uygulanmasını gerektiriyor.

Bilgi çeşitliliği içinde birçok insan, bilgisayar bilimleri ile ilgili bu önemli ayrıntıyı kaçırabiliyor. Olabildiğince fazla bilgiyi olabildiğince kısa zamanda öğrenmeye çalışıyor. Hatta tercihen birileri beynime enjekte ediverse de kısa yoldan ben öğrenivermiş olsam istiyor: Matrix filmindeki “I know Kung-fu” sahnesine herkes bir imrenmiştir diye düşünüyorum :)

Bu istek insanlarda nasıl yapıldığını öğrenip “tamam, gerekli olduğunda yaparım” diye bir kenara koyup; bir sonraki bilgiye koşmaya yöneltiyor. Eldeki farklı bilgilerle harmanlanarak, farklı durumlarda uygulaması yapılmamış, gerçekten öğrenildiği görülmemiş bir bilginin ne kadarı doğru biçimde öğrenildi?

Uygulamalı bilimlerde, edinilen bilgi ne kadar fazla ve farklı şekilde uygulanırsa ancak o zaman gerçekten öğrenilmiş oluyor. Sadece kitabını okuyarak değil, sadece dersini dinleyerek değil, doğrudan uygulamasını yaparak.

Şu anda birçok insanın halini şuna benzetebiliriz: Basketbol oynaması için bir oyuncuyu takıma almak istiyorsunuz. Bugüne kadar kaç maç yaptığını, kaç saat oynadığını merak edersiniz. Karşınızdaki ise, hiç basketbol oynamadığını ama nasıl oynandığını bildiğini söylüyor. Yaşamında birkaç kere dışında hiç şut atmadığını ama şuta nasıl kalkılacağını, nasıl zıplanacağını, kaç derece bileğini büküp, topa ne kadar kuvvet uygulayacağını öğrendiğini de ekliyor. Hatta bunları bildiğini ispat eden bir de diploması olduğunu söylüyor. Siz de doğal olarak “eee, hiç mi merak edip, bu bilgilerle şut atmayı denemedin” diye sorduğunuzda ise omuz silkiyor.

Kulağa ne kadar komik ve mantıksız geliyor değil mi?

Ne yazık ki birçok bilgisayar bilimleri alanında çalışan ya da çalışmak isteyen insanın durumu şu anda bu. Kendilerini geliştirmek için önemli bir parçayı gözden kaçırıyorlar: Uygulamak.

Ne uygulaması yapıldığı da ilk anda önemli değil. Yeter ki elde edilen bilgiler kullanılabilsin ve işe yarasın. İşleyen bilgi ışıldar. Nerelerde, nasıl işinize yaradığını görürsünüz ve belki de ileride daha önce kimsenin aklına gelmeyen bir yerde kullanabilirsiniz.

Yapmayı bildiğinizi düşünmeniz yeterli değil, yapmanız gerekiyor. Yapmayı bildiğinizi mi söylüyorsunuz, yapın o zaman. Yapabildiniz mi? Bir daha yapın. Bir daha, bir daha ve bir daha… Yeni bir bilgi ile aynısını tekrarlayın. Sonra iki bilgiyi birleştirin ve tekrarlayın. Bir üçüncüsünü, dördüncüsünü ve daha nicelerini kattıkça ne kadar fazla çeşit uygulama yapılabileceğini düşünün.

İşte o zaman gerçekten öğrenmiş ve yapabiliyor oluyoruz.

İş | Yorum Yok »
 

Pastırmalı Kurufasulye

04 Eylül 2017 Pazartesi, 10:08

Pastırma güzel olduğu zaman yemeyi çok sevdiğim bir yiyecek. Çiğ olarak ayrı severim, pişmiş olarak ayrı severim, her türlü yerim :).

Son senelerde güzel pastırma bulamadığım için yiyemiyordum. Bu derdimi duyan arkadaşlarımdan biri beğeneceğim bir pastırma buldu bir-iki sene önce. Şimdi de “yaav yiyince kokuyorum, birkaç gün insan içine çıkılmıyor” derdi çıktı (yerim dar biraz, ivit).

Gündelik hayatta mecburen anca yemek yediğim yerlerde menüde yakaladığım, bazıları iyi bazıları kötü olan paçanga börekleri ile pansuman yapmaya çalışıyorum.

Pastırma yemem için ideal zamanlardan biri deniz kenarında tatildeyken. Her gün yüzmekten insanda koku moku bişi kalmıyor. Ama orada da pastırma yiyene kadar balık yiyesim geliyor haliyle.

Geriye ancak bugünlerde olduğu gibi, tüm Türkiye’de yaşamın durduğu, insanların büyükşehirleri boşaltarak topluca tatile gittiği zamanlar kalıyor. Sakin bir yaşamı tercih etmeye çalışan biri olarak haliyle o zamanlarda büyükşehirlerde kalıp şehir tatili yapıyorum :). Bu uzun dönemde insan içine çıkmamak da mümkün olduğu için gelsin pastırrmalarr…

Bakliyatları (üşenmediğim zamanlarda) biraz farklı yapıyorum. 1 bardak kurufasulyeyi bir gece önceden ıslatıyorum. Sonra düdüklüde üstünü kapatacak kadar su koyup, tuz ekleyip, 2-3 dakika kadar haşlıyorum. Amaç kurufasulyenin tamamen değil, yarı yarıya haşlanması. Diğer yarısı yemeğin geri kalanıyla pişmeli.

Bir tencerede de tereyağını kırmızı toz acı biberle robottan geçirilmiş bir irice kuru soğanı kavuruyorum. Üzerine robottan geçirilmiş 3 orta boy domatesi katıp, bir miktar daha pişiriyorum. Kurufasülyeleri suyu ile beraber ekliyorum. Karabiber ve bir tatlı kaşığı un katıp, karıştırıp, kapağını kapatıyorum. Kısık ateşte pişmeye bırakıyorum.

Fırını 200 derecede önceden ısıtmaya başlıyorum. Fırına sığacak bir borcamın içine, pastırmaları yerleştiriyorum. Bütün değil ama biraz parçalayarak koymak daha güzel oluyor. Bir dilim pastırmayı 3-4 parçaya bölebilirsiniz. Elinizle parçalamanız yeterli, öyle bıçağa falan gerek yok. Düzenli yerleştirmeye de uğraşmayın. Sonrasında tenceredeki yemeğin altını kapatıp, borcama boşaltıyoruz. Pastırmalarla iyice karıştırdıktan sonra fırına veriyoruz. Yemeğin üstü katılaşmaya ve kararmaya başladığında (yakmayalım tabii), artık fırını kapatabiliriz. Yenmeye hazır demektir :)

pastirmali_kurufasulye_20170830

Un yemeğin suyunu koyulaştırmaya (helmeli dediklerinden) yarıyor. Fasülyenin düdüklüde çok pişmemesi önemli, yoksa geri kalan yemekle de pişip püreye dönüşebilir. Bakliyatlarda üşendiğimde fırın aşamasını atlayıp tamamen tencerede pişiriyorum ama pastırmalı olunca genelde atlamıyorum, zaten nadiren yapabiliyorum, bari daha bi güzel olsun diye. Pastırma miktarı elbette ne kadar pastırmak istediğinizle bağlantılı tamamen — kurufasülyeli pastırmaya çevirmeniz de mümkün yemeği.

Çemenlere özgürlük… :)

Yimmek | Yorum Yok »
 

Hoppidi Hoppidi Hoplatma

21 Haziran 2017 Çarşamba, 19:16

Pazarda gezerken minnak minnak taze patatesler gördüm. Yanımdaki Denizlili arkadaşım hemen atlayıp almaya başladı. Onlarla ne yapıldığını sorduğumda ise “hoplatma” dedi. Denizli’de özel olarak poşetlerde satılırmış böyle “bebek” patatesler. Tabii boş durur muyum, ben de bir miktar aldım.

hoplatma1

Nasıl yapıldığını da öğrendim: Patlamış mısır gibi.

Kapağı kapatılabilen geniş bir tava ya da tencereye zeytinyağı koydum. Yıkadığım patatesleri içine attım, tuz döktüm ve kaşıkla iyice çevire çevire tamamını zeytinyağına buladım. Sonra da altını açtım. Aşağı yukarı dakikada bir, bazen daha sık, tencereyi “hoplattım”. Yani kapalı kapağıyla çalkaladım. Bunu yarım saat kadar yaptım.

hoplatma2

Patateslerin piştiğini, en büyüğüne çatır batırarak kontrol edebilirsiniz. Yarım saat benim durumumda biraz fazla olmuş, daha kısa pişirebilirmişim.

Sade yiyebileceğiniz gibi, üzerine domates sosu yapanlar, sarımsaklı yoğurtla yiyenler, acı koyanlar (yağ kızdırılırken mesela güzel olabilir), çeşitli sos kaselerine batırarak (dip) yiyenler var.

Yoğurdu denedim, yoğurt sever bir insan olarak “ı-ıh” diyorum — anca tuzu fazla kaçırdıysanız, dengelemek için işe yarıyor.

Hoplatmanın (nam-ı diğer galgıtma ya da kalkıtma) kabuklarıyla yapılması ve yenmesi benim için en güzel özelliklerinden biri. Kabuklu pişmiş, kızarmış, vs taze patatesi çok severim. Hoplatmada da kabuktan bol bişi yok. Aperatif gibi pıt pıt yeniyor. İnsanın durası gelmiyor.

Yimmek | Yorum Yok »
 

Rakı Bulamıyorlarsa Rezene Yesinler

20 Haziran 2017 Salı, 20:34

Rezene (nam-ı diğer arapsaçı) Ege pazarlarında bol bulunan, bizim ise Ankara’da tazesini çok nadiren bulabildiğimiz bir bitki. Görünümü dereotuna benziyor.

rezene1

İlk aldığımda, çok tanıdık bir koku ile karşılaşmıştım. Anason! Sizi bilmesem de bana doğrudan rakıyı çağrıştırdı :). Yıkarken, doğrarken, pişirirken…

Rezeneleri iyice yıkadım, yıkarken de çok kalın olan saplarını ayırdım. 1 demet rezeneye 1.5 soğan olacak biçimde kuru soğan doğradım ve zeytinyağında ağır ağır kavurdum. Rezeneleri ince ince doğradım (robottan da geçirilable) ve doğrudan soğanla karıştırıp bir miktar daha kavurdum.

rezene2

Söylememe hiç gerek yok, sarımsaklı yoğurt güzel gidiyor kavrulmuş rezene ile.

Rezene diğer otlardan farklı suyunu salıp sönmeyen bir ot. Çiğken ne kadar görüyorsanız, o kadarı yemeğe dönüşüyor. Kavurma yaparken suyunu salan otları normalde tek başına pişirip suyunu süzerim, rezenede ona gerek olmuyor.

Pişirirken biraz dibini hafif tutturup yakarsanız, o da ayrı bir güzel oluyor (tamam, ben başta kazayla yaptım, kabul).

Rezene aromalı bir ot olduğu için, başka otlarla (ör: sirken) karıştırarak pişirip değişik tatlar elde edebilirsiniz.

Rezenenin ben başka yemeklerle de güzel gidebileceğini düşünüyorum, rezeneli pilav deneme niyetindeyim mesela.

Yimmek | Yorum Yok »
 

Iskaroz Izgara

18 Haziran 2017 Pazar, 19:58

Kısa bir süreliğine ülkenin güneybatı ucuna göç etmiş olmanın yine tadını yiyeceklerle de çıkarıyorum.

Iskaroz sadece buralarda rastladığım bir balık türü. Hiç büyük şehirlerde, hatta başka şehirlerde de görmedim. Pek lezzetli, ızgarası da tavası da güzel olan; dişisi kırmızı erkeği koyu gri renkli bir balık. Her zaman ilk tercihlerimden biri.

İrilerini pişirmek daha uzun sürmekle beraber, genelde balıkçıda en büyüklerini almaya çalışıyorum. Çok küçükleri aynı tadı vermiyor.

iskaroz1

Yapılışı birçok ızgara balık ile aynı: İki tarafına zeytinyağı sürüp ızgaraya atıyorum. Izgaraya çok yakın pişirmiyorum ki, derisi hızla pişip içi çiğ kalmasın ve solungaçları ızgaraya yapışıp yanmasın.

iskaroz2

Iskarozu iç organlarını çıkarmadan yiyenler varmış. Bir kere denedim ama ı-ıh, olmuyo yani, benim zevkime uymadı.

Pullarını temizlemeden pişirenler varmış; bu da balığın su kaybını azaltıyor ve lezzetlendiriyormuş. Ben balığın derisini de yediğim için, pullu pişirmedim hiç. Siz de deriyi harcayanlardansanız (bana verin, ben yerim!), pullu pişirmeyi deneyebilirsiniz.

Yimmek | Yorum Yok »
 

Deniz Börülcesi

16 Haziran 2017 Cuma, 20:03

Bir yiyecek bu kadar güzel ve yapması sıkıntı verici olabilir mi? Olabiliyor, bir de her türlü sarma var bana ters gelen ama onlar başka bir yazının konusu.

Deniz börülcesi, balık yemeklerinin yanında enfes bir yiyecek. Mevsiminde olunca yedikçe daha yiyesim geliyor.

deniz_borulcesi1

“Mevsimi” biraz değişikli. İlkbahar zamanlarında tuzsuz bir ot kendisi. Yaptıktan sonra tuz ekesiniz geliyor. Geçen zaman, eriyen ve akan sulardan topladıklarıyla zamanla tuzlanıyor. Sonbaharın sonlarına gelindiğinde bir bakmışsınız zehir gibi tuzlu.

Deniz börülcesinin yapımı aslında çok kolay: Bir tencerede su kaynatıp, içine deniz börülcelerini saplarını keserek atıp, kaynar suda 8 dakika bekletiyorum. Sonra çıkartıp, soğuk sudan geçiriyorum ve biraz daha soğumasını bekliyorum.

İşte o anda işkence başlıyor, her bir sapı tek tek elle ayırıyorum. Elle dipten hafif bastırıp çekince tüm deniz börülcesi geliyor. Haşlamasal açıdan tam kıvamını tutturduysam ne ala, hemen ayrılıyor. Yok eğer az haşladıysam, doğru düzgün ayrılmıyorlar. Çok haşladıysam da bu sefer sapın kendisi de yumuşamış oluyor, deniz börülcesi ile bir bütün olarak ayrılıyor ve sapı da mecburen yemeğe katıyoruz.

deniz_borulcesi_saplari

Balığın yanında tek salata olarak deniz börülcesi yemek demek, en azından kişi başına bir demet deniz börülcesi ayıklamak demek. Benim ayıklama hızımla (iyi olasılıkla) yarım saate yakın sürüyor.

Ayıkladığım deniz börülcelerinin üzerine ezilmiş sarımsak ekleyip, limon sıkıp, zeytinyağı döküp karıştırıyorum. Hemen yenilmeye hazır.

deniz_borulcesi2

Benimle yemek masasını paylaşanlar bilir, genelde yiyeceklere limon sıkmayı sevmem. Limonu sevmediğinden değil, her önüne gelen yemeğe eklenerek yemeğin tadının limonlaştırılmasını sevmediğinden. Deniz börülcesi limonun olmazsa olmaz olabildiği nadir yiyeceklerden. Sıkınız efem, acımayınız.

Bugüne kadar birçok yerde deniz börülcesi yedim, sadece bir yerde yoğurtla karıştırarak getirdiklerini gördüm. Bendeniz yoğurt manyağıyım, o kadar yoğurt yerim ki aklınız durur :). Ama deniz börülcesine yoğurt gitmiyor, yapmayın böyle bir katliam. Yiyeceğe hakaret, harcanan emeğe de yazık.

Deniz börülcesini evde yapmayalı yıllar olmuştu. Bir arkadaşımı kıramadığım için köyünden getirdiği deniz börülcelerini ona hazırladım. Bu bahane ile de bu yazıyı yazmıştım oldum, bir miktar da deniz börülcesi yedim tabii :)

Yimmek | Yorum Yok »
 

İskorpit Tava

15 Haziran 2017 Perşembe, 21:04

İskorpit, korkutucu gözükebilen ama bir o kadar da lezzetli bir balık. “Çarpan” da diyorlar kendisine, canlıyken sırt kısmındaki dikenleri “çarptığında” şişlik ve kızarıklık yaptığı için olsa gerek.

iskorpit1

İskorpitin tavasının ve fırında buğulamasının güzel olduğunu söylerler. Buğulama çok sevdiğim ve becerebildiğim bişi olmadığından, genelde iskorpitin tavasını yapıyorum. Eti de derisi de çok lezzetli oluyor.

Tavaya bir tarafını kızartabilecek derinlikte zeytinyağı koyup ısıtmaya başlıyorum. Bir tabağa mısır unu döküp, tuzla karıştırıp, iskorpitleri una bulayıp tavaya atıyorum. Unu karartmadan ve yağı yakmadan olabildiğince uzun pişirmekte yarar var. Çünkü iskorpit ufak bir balık değil, tüm etin pişmesi zaman alıyor. Diğer tarafını da çevirip kızarttıktan sonra bir gazete kağıdı ya da kağıt havluya alıp fazla yağını emdiriyorum.

iskorpit2

Yanında bir de yoğurtlu bir meze ya da salata (mesela semizotu!) oldu mu… Miyamm :)

Tüm eti pişirebildiğinizi ancak yerken anlayabiliyorsunuz, etler iskeletten ayrılmakta zorlanırsa, bilin ki yeterince pişiremediniz.

Çorbasının da güzel olduğunu söylerler, ne kendim yaptım, ne de bir yerlerde denk gelip içtim.

Yimmek | Yorum Yok »